31 Ağustos 2009 Pazartesi

Bir Devin Düşüşü






Kimilerine göre gereksiz, kimilerine göre erken ve kimilerine göre uygun olarak nitelendirilebilir bu yazacaklarım. Yazının başlığı insanlara İgor Gouzenko’nun “Bir Devin Düşüşü“ romanını anımsatabilir ama bu yazıda ne edebiyattan ne de siyasetten bahsetme gibi bir amacım var. İgor Gouzenko , eserinde dev olarak Maksim Gorki’yi işaret etmişti. Üstelik bu işaret sembollerle sağlanmıştı. Ben ise sembol filan kullanmayacağım.

Konu her zaman olduğu gibi yine futbol. Bundan yaklaşık 2 yıl kadar önce Trabzonspor bir yönetim krizi yaşamıştı. Bu süreçte Sadri Şener büyük bir mutabakat ile başkan olarak seçilmişti. Hatırladığım kadarıyla hiçbir başkan Sadri Şener kadar desteği arkasına alarak o göreve gelmemişti. Kulüpte iyi diye nitelendirebileceğimiz bir teknik direktör vardı. Zira kendisi futbol adına Türkiye’nin genelinin bir adım önünde yer alacak bir vizyona sahip futbol adamıydı. İlk transfer sezonunda büyük bir hareketlilikle takıma ivme kazandıracak oyuncular kulübe kazandırıldı. Aslında sıkıntı daha o dönemde baş göstermişti. Vizyon sahibi bir hoca vizyonsuzlukları paçalarından akan bir yönetim kuruluyla çalışmak zorundaydı. Sonuç olarak olmadı ve hoca yetersiz görülerek gönderildi. Yerine ise 3 aylık bir arayışın ardından Samet Aybaba durağına uğrayıp Hugo Broos getirildi ve yeni teknik direktör şu ana kadar geçen süre içerisinde başarısız oldu. Menejerlere komisyon olarak dönen transferlere imza atıldı. Borç aldı başını gitti ve yakın bir gelecekte Trabzonspor taraftarları Sadri Şener için istifa sözünü sarfetmeye başlayacaklar.

Kişisel olarak Sadri Şener hakkında kimsenin olumsuz bir söz söyleyeceğini düşünmüyorum. Yalnız çevresinde onu yanlış yapmaya sevk eden yöneticiler sebebiyle neredeyse efsane olarak anılmasına ramak kalmış Sadri Şener rezilce kulüpten gitmek zorunda kalacak. İşte bu yüzden bu yazının başlığı “Bir Devin Düşüşü “ oldu.

28 Ağustos 2009 Cuma






Uefa Avrupa Ligi grup kuraları bugün çekildi. Buna göre dörderli takımdan 12 grupta Avrupa Ligi mücadelesi verilecek. Her takım birbirleriyle ikişer maç yapacak ve bir takım toplam 6 maç yapacak. Maçların sonunda gruplarında ilk iki sırayı alacak olan takımlar Avrupa Ligi mücadelesine bir üst turdan devam etme hakkı kazanacak. Grup maçları 17 Eylül ile 17 Aralık tarihleri arasında oynanacak.






Ülkemizi bu kupada temsil edecek olan Fenerbahçe ve Galatasaray zor sayılmayacak gruplarda yerlerini aldılar. Steaua Bükreş, Twente ve FC Sheriff takımlarıyla mücadele edecek olan Fenerbahçe'nin işinin kolay olduğunu söyleyebiliriz. Galatasaray'ın grubu ise tıpkı Fenerbahçe'nin grubu gibi üstünlük kurabileceği rakiplerden oluştu. Dinamo Bükreş, Sturm Graz ve Panathiniaikos ile eşleşen Galatasaray grubun açuk favorisi dersek yanılmayız. Bu grup için tek çekince Yunanistan deplasmanındaki ateşli taraftarların daima Türk takımlarına problem çıkarması diyebiliriz. Daha şimdiden ülkemizi temsil edecek iki takımımıza birden başarılar diliyoruz.

26 Ağustos 2009 Çarşamba

ibrahim Üçüncü Ne Zaman Türkiyede Oynayacak





Yakın bir geçmişte Türk futbolu yabancı oyuncuların Türk statüsünde oynaması amacıyla yapılan değişikliklere yakından tanık oldu. Kimi oyuncular daha iki yıllarını doldurmadan Türk statüsüne geçtiler kimileri ise şu anda altıncı sezonunu oynamalarına rağmen bu statüye bir türlü geçirilmediler. İbrahima Yattara 19.06.2003 tarihinden itibaren Trabzonspor’un futbolcusu konumunda olmasına rağmen halen daha Türk vatandaşlığını elde edemedi. Çeşitli bürokratik engellemelerle Yattara’ya bu manada haksızlık yapılmaktadır. Türkçe bir kelime konuşamayan futbolcular Türk statüsünde oynarken en az bizler kadar Türkçe konuşan Yattara hala yabancı statüsünde futbol hayatını ülkemizde sürdürmektedir.

Bürokratik engellemeler olduğunu yazımın giriş bölümünde belirtmiştim. Bu bürokratik engellemelerin kanuna filan dayanmadığını bu yazıda açıklamaya çalışacağım. 2006 yılında TFF bu konuda bir karar almıştı. "Yönetim kurulu, bu kapsamdaki oyuncuların ilk vatandaşlık başvurularından itibaren 5 yıl geçmesi halinde, Türk sıfatıyla oynayabileceklerini kararlaştırdı" ve “Yabancı uyruklu futbolcuların, A Milli Takım’da oynama uygunluğunu taşıması halinde, Türk vatandaşlığına geçişlerinde süre kısıtlaması aranmaması öngörüldü” şeklinde bir sonuca varmıştı. Buna gore Yattara alınan ilk karara uyacak olursa ancak jübilesini yaptıktan sonra yerli statüsünde oynayabilir. Buraya kadar her şey normalmiş gibi geliyor. Yalnız TFF’nin almış olduğu bu kararların anayasaya uygun olup olmadığına bakmamızda fayda var inancındayım. Anayasanın 16. maddesine göre ; “ Temel hak ve hürriyetler, yabancılar için, milletlerarası hukuka uygun olarak kanunla sınırlanabilir.“ ibaresi geçmektedir. Anayasanın 13. maddesine gore “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.“ Anayasanın 11. maddesi ise “Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır.
Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz.“
şeklindedir. Bu bilgiler ışığında Türk vatandaşlığına geçiş konusunda TFF’nin almış olduğu kararların bir bağlayıcılığı bulunmamaktadır.



Temel hak ve hürriyetlerde sınırlamalar yabancılar için sadece kanunla düzenlenebiliyorsa TFF’nin almış olduğu karar kanun hükmü taşıyamayacağı için bir geçerliliğide söz konusu değildir. Bu sebeple Yattara’nın başvurusunun yeniden gözden geçirilmesi gerekmektedir. Anayasanın 10. maddesi “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.“ şeklindeyken Yattara’ya yapılan bu uygulama bu bakımdan da anayasaya aykırı bir durum teşkil etmektedir.

Sonuç olarak Türkiye Cumhuriyeti’nin kanunlarının yapıldığı yer TFF değil T.B.M.M.’dir. Bu sebeple Türk statüsünde oynama konusunda TFF’nin almış olduğu kararların bir geçerliliği bulunmamaktadır. Bu anlayış doğrultusunda gerekli başvurular gerekli yerlere yapılıp bu yanlışlık düzeltilmelidir.

Kanun No: 5901
Kabul Tarihi: 29/05/2009
Yetkili makam kararı ile Türk vatandaşlığının kazanılması
MADDE 10- (1) Türk vatandaşlığını kazanmak isteyen bir yabancı, bu Kanunda belirtilen şartları taşıması halinde yetkili makam kararı ile Türk vatandaşlığını kazanabilir. Ancak, aranan şartları taşımak vatandaşlığın kazanılmasında kişiye mutlak bir hak sağlamaz.
Başvuru için aranan şartlar
MADDE 11- (1) Türk vatandaşlığını kazanmak isteyen yabancılarda;
a) Kendi millî kanununa, vatansız ise Türk kanunlarına göre ergin ve ayırt etme gücüne sahip olmak,
b) Başvuru tarihinden geriye doğru Türkiye'de kesintisiz beş yıl ikamet etmek,
c) Türkiye'de yerleşmeye karar verdiğini davranışları ile teyit etmek,
ç) Genel sağlık bakımından tehlike teşkil eden bir hastalığı bulunmamak,
d) İyi ahlak sahibi olmak,
e) Yeteri kadar Türkçe konuşabilmek,
f) Türkiye'de kendisinin ve bakmakla yükümlü olduğu kimselerin geçimini sağlayacak gelire veya mesleğe sahip olmak,
g) Millî güvenlik ve kamu düzeni bakımından engel teşkil edecek bir hali bulunmamak,
şartları aranır.
(2) Türk vatandaşlığını kazanmak isteyen yabancılarda, yukarıda sayılan şartlarla birlikte, taşıdıkları devlet vatandaşlığından çıkma şartı da aranabilir. Bu takdirin kullanılmasına ilişkin esasların tespiti Bakanlar Kurulunun yetkisindedir.
Yetkili makam kararı ile Türk vatandaşlığının kazanılmasında usul ve esaslar
MADDE 19- (1) Yetkili makam kararı ile Türk vatandaşlığını kazanmak isteyen yabancılardan başvuru için gerekli şartları taşıyanların adına vatandaşlık dosyası düzenlenir ve karar verilmek üzere Bakanlığa gönderilir. Bakanlıkça yapılacak inceleme ve araştırma sonucunda durumu uygun bulunanlar Bakanlık kararı ile Türk vatandaşlığını kazanabilirler, uygun görülmeyenlerin talepleri ise Bakanlıkça reddedilir.

Anayasanın ilgili maddeleri derki ;
. Türk vatandaşlığı
MADDE 66. – Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür.
Türk babanın veya Türk ananın çocuğu Türktür. (Son cümle mülga: 3.10.2001-4709/23 md.)
Vatandaşlık, kanunun gösterdiği şartlarla kazanılır ve ancak kanunda belirtilen hallerde kaybedilir.
Hiçbir Türk, vatana bağlılıkla bağdaşmayan bir eylemde bulunmadıkça vatandaşlıktan çıkarılamaz.
Vatandaşlıktan çıkarma ile ilgili karar ve işlemlere karşı yargı yolu kapatılamaz.

Kanun önünde eşitlik
Madde 10 – Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.
(Ek fıkra: 7/5/2004-5170/1 md.) Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür.
Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.
Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar. (*)
(*) 9/2/2008 tarihli ve 5735 sayılı Kanunun 1 inci maddesiyle bu fıkraya “bütün işlemlerinde” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve her türlü kamu hizmetlerinden yararlanılmasında” ibaresi eklenmiş,bu ibare Anayasa Mahkemesi’nin 5/6/2008 tarihli ve E.: 2008/16, K.: 2008/116 sayılı Kararı ile iptal edilmiştir.

II. Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması
MADDE 13. – (Değişik: 3.10.2001-4709/2 md.) Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.

V. Yabancıların durumu
MADDE 16. – Temel hak ve hürriyetler, yabancılar için, milletlerarası hukuka uygun olarak kanunla sınırlanabilir.

Anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğü
Madde 11. – Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır.
Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz.



NOT:Anayasa maddeleri www.tbmm.gov.tr kaynak alınarak eklenmiştir.

Trabzonspor Yönetiminin Şark Kurnazlığı





Trabzonspor , 25 Ağustos 2009 günü Trabzonspor Kamp Eğitim Merkezi Nizamettin Algan Konferans Salonu’nda olağanüstü genel kurul düzenledi. Bu genel kurulun amacı mevcut yönetimin kulübe ait gayrimenkullerin kiralama süresini uzatmak istemesiydi. Trabzonspor tüzüğüne göre bu gayrimenkullerin yönetim kurulunca genel kurula sorulmadan 10 yıl süreyle kiralanabilmesi mümkündü. Bunu yeterli görmeyen Trabzonspor yönetimi bu süreyi uzatmayı talep etti.

Takımın saha sonuçlarının kötü bir seyir arz etmesi sebebiyle gergin bir kongre gerçekleştirildi. Yapılan oylamada bu yetki verecek yeterlilikte oy sayısına ulaşılamayınca kongre yaşanan gerginliklerin bahanesiyle iptal edildi.

Konu ilk bakışta masumane bir talep gibi görünebilir. Lakin derinlemesine incelendiğinde bir şark kurnazlığı, bir art niyetlilik kendisini bu konuda barındırmaktadır. Sadri Şener yönetimi kulübü borç batağına sürüklemiş haldedir. 40 trilyon borç ile devraldıkları kulübün borcunu 150 trilyona ulaştıran bir yönetime kulüp üyeleri haklı olarak güvenlerini yitirmişlerdir. Kongrede yaşanan gerginliklerin ana sebebi bu güven eksikliğidir. Trabzonspor kulübünün önümüzdeki 5 yıllık gelirleri ipotek altına alınmışken kulübün geleceği bu iş bilmezlere terk edilemezdi.

Trabzonspor üyelerinin binlerle telaffuz edildiğini varsayacak olursak bu olağanüstü genel kurulun yüz kişilik bir salonda yapılması samimiyetsizliğin göstergesidir. Üstelik kulüp üyelerine bu genel kurul hakkında bir davette gönderilmemiştir. Oldu bittiyle Trabzonspor’un tüm geleceğini heba etmek isteyen yönetim kurulu bu sefer bunu başaramamıştır.

Bu krizin üzerine hemen ortaya istifa haberleri atıldı. Eğer o istifa gerçekleşseydi Trabzonspor taraftarları memnun olacaklardı. Bunu fark eden ve kendisine yalvarılmayacağını anlayan Sadri Şener hamasi söylemlerle kulübün başında kalacağını beyan etti. Sadri Şener dönemi Trabzonspor için bugün bitmiştir. Sadece şu anda hatalarında ısrar eden bir yönetim kurulu var. 3-5 hafta içerisinde o hataların sonuçları onları istifaya zorlayacaktır.

24 Ağustos 2009 Pazartesi

Trabzonsporda Transfer Skandalı: Drago Gabric


Trabzonspor kulübü bir süre önce Hırvatistan’ın Hajduk Split takımında Drago Gabric’i transfer etmişti. Bu transfer yapıldığı sırada hem gazetelerde yazılan hem de kulüp yöneticilerinin yakın çevrelerine söyledikleri rakam 2,4 milyon euro idi. Buraya kadar her şey normal seyrinde devam etmiş diyebiliriz. Yalnız Hajduk Split kulübünün bu transfer bedelini 2 milyon euro olarak açıklayınca akıllarda soru işareti bıraktı. Bahsi geçen paranın fazla olan 400 bin euro gibi bir bölümü nerede diye insan sormadan edemiyor. Bu yazıda bu soruya cevap arayacağız.

Trabzonspor kulübü yıllardır menejer Adnan Demir ile çalışmaktadır. Bu bağda kulüp içinde Adnan Demir ile ticari ortaklığı olan bir duayenin alakası var mı bilinmez. Trabzonspor forvet ihtiyacı olmasına rağmen bu açığını kapatmak yerine 2 alternatifi olan bir bölgeye tamamen mantıksızca transfer yapmak ister bu süreçte. Konuşulan oyuncu Drago Gabric olur. Oyuncunun menejeri Adnan Demir aynı zamanda Trabzonspor teknik direktörü Hugo Broos’unda menejeridir. Tam bu sırada Hugo Broos takımın yurtdışı kampında Gabric transferinin gerekliliğine dair açıklamalarda bulunur. Bu açıklama üzerine görüşmeler yoğunlaşarak transfer bitirilir.

Trabzonspor kulübünün içerisinde oyuncu transferlerinde adeta komisyonculuk yapan kişilerin varlığı artık şehirde ciddi ciddi konuşulmaya başlanmış haldedir. Takımı rant kapısı olarak gören art niyetli insanlar icra makamına yerleşmiş durumdadır. Bu transfer skandalının yansımaları ilerleyen günlerde daha belirgin bir şekilde ortaya çıkacaktır.

Trabzonspor Üç Maçlık Seri Yakalayarak İstikrarına Devam Ediyor






Trabzonspor deplasmanda Manisaspor ile karşılaştı. Son iki maçlık mağlubiyet serisine yeni bir mağlubiyet daha ekledi. Maçın detaylarına inmeye fazla lüzum yok. Karşılaşmanın 8. dakikasında Engin Baytar’ın şutu direkten döndü. Maçın 16. dakikasında ise Trabzonspor’un Manisaspor’da kiralık oynayan oyuncusu Promise Isaac takımını 1-0 öne geçirerek skoru tayin etti.

Trabzonspor cephesinden maça baktığımızda organize olamayan bir takımdan bahsedebiliriz. Takımın tek organize yönü Manisa 19 Mayıs Stadyumu’nda karşılaşmaya çıkmak için organize bir şekilde orada bulunmalarıydı. Şu oyuncu iyi oynadı gibi bir değerlendirmeye girmenin manası yok. Takım olarak çok kötü bir performans sergilediler. Mağlubiyeti hak ettiler demek haksızlık olmaz kanaatindeyim. Trabzonspor’un forvetlerinin daha dört resmi maçta siftah dahi yapmadıklarını bir not olarak düşmekte fayda var.

Hugo Broos geçtiğimiz yıl bir Yunan takımında sergilediği kümeye oynama performansını takım değiştirmesine rağmen hala devam ettirmektedir. Kimse ona bu takım şampiyonluğa oynuyor dememiştir diye düşünüyorum. Çünkü hiçbir akıl sahibi varlık şampiyonluk iddiasıyla oynayan takımı 1-0 mağlupken kulübede bacak bacak üzerine atıp etrafına gülücükler dağıtmaz. Maç sonrası açıklamasında futbol dehası Hugo Broos takım ruhunu oluşturduklarını beyan etmiş. Ben şahsen ruhtan vazgeçtim ortada bir takım bile yok. Hoca en fazla 3 hafta daha görevinin başında kalır bu gidişle. Zira ona tahammül edenlere Trabzonspor taraftarı tahammül etmez.

Bir başkan düşününki şampiyonluk parolasıyla sezona başlayan takımını daha üçüncü maçında doksan dakika seyretme tahammülü gösteremesin. Oysa taraftarlar aynı takımı doksan dakika izleme tahammülünü gösteriyor. Sadri Şener, kulübü 1990 yıllarının anlayışıyla yönettiği için Trabzonspor daha ligin üçüncü haftasında lige havlu atmıştır. Sayın başkanım eserinizle gurur duyabilirsiniz. Selefiniz bu takıma Türkiye’nin bir çok stadyumunda “ Trabzonspor kümeye“ şeklinde bağırttırmıştı. Bunun üzerine siz de benim ne eksiğim var diyerek aynı yolda emin adımlarla ilerlemektesiniz. Vakit istifa vaktidir. Zira yapamadığınız ve layık olmadığınız görevde inat ederseniz isminizin saygınlığını zedeleyerek gitmek zorunda kalacaksınız.

23 Ağustos 2009 Pazar

İlkeli Bir Mücadelenin Portresi: Şenol Güneş






Türkiye onu altı şampiyonluk kazanmış Trabzonspor’un kalecisi olarak tanıdı. Başarılı bir kaleci olduğunu ismini altın harflerle tarihe yazdırarak ispat etti. 1112 dakika gol yemeyerek Türkiye’de kırılması çok güç olan bir rekora imza attı. Şenol Güneş jübilesini yaptıktan sonra futbolculuğunda elde ettiği başarıları gölgede bırakacak başarılara imza attı diyebiliriz. O artık tüm dünyanın tanıdığı bir teknik direktör konumuna erişmiştir.

Onurlu mücadelesini, ilkeli tutumunu onu yakından takip edenler hep görmüştür. Trabzonspor’un teknik direktörü olarak kariyerine çok önemli başarı verileri işleyememiş olabilir ama o ilk dönemi yani 1995-1996’yı hatırlayanlar o başarılı takımın mimarına hakkını vereceklerdir. Sadece bir maç ile Trabzonspor serüveninin ilk bölümü son bulmuştu. Böyle bir sonucu hak etmemişti kendisi.

Herkesin Trabzonspor’u bile şampiyon yapamadı gibi bir saçmalığın esiri olduğu günlerde Şenol Güneş Türk Milli Takım’ı teknik direktörü olur. Ne kıyametler kopar bu esnada. Şenol Güneş’i aşağılayan nice yazılara şahit olmuştur Türk basını bu süreçte. İyi giyinemiyor, jöle sürmüyor, güzel konuşamıyor,karizması yok gibi komik olduğu kadar aptalca olan söylemlerle Şenol Güneş aşağılanıp durdu. Allah’ın sopası yok derler ya hakikaten doğruymuş. Bugün aynı takımın teknik direktörü ilah konumundadır. Sanırım bunda bugünkü hocanın bu gazetecilerin çeşitli yakınlarına ve onların çeşitli uzuvlarına etmiş olduğu küfürler etkili oldu. Yani hak yerini buldu. Peki karizması olmayan Şenol Güneş ne yaptı? Türk Milli Takımı’nın tarihi boyunca elde ettiği en büyük başarısına imza attı. O artık dünya üçüncülüğü apoletini taşıyan bir teknik direktördür. Ayrıca 2002 yılında Uefa tarafından yılın en iyi teknik direktörü seçilerek onurlandırılmıştır.

Avrupa’nın kalburüstü kulüplerinden teknik direktörlük teklifleri almıştır 2002 Dünya Kupası organizasyonundan sonra. Yalnız o Türk Milli Takımı’nı kariyerini ilerletmek için bile dahi terk etmemiştir. Dedik ya ilkelerden örülmüş bir insandan bahsediyoruz. Birileri gibi kıytırık başarılar sonrası takımını bırakıp Avrupa’nın üçüncü sınıf takımlarına koşmamıştır.

Türk Milli Takımı’ndan haksızlığa uğrayarak uzaklaştırıldıktan sonra bir süre Trabzonspor’da çalışmıştır. Daha sonra Güney Kore’nin Fc Seoul takımı ile anlaşmıştır. 2007 yılından beri bu takımın teknik direktörülüğünü yapmaktadır. Geçtiğimiz yıl Şenol Güneş yönetimindeki Fc Seoul averajla şampiyonluğu kaybetmiştir. Şu an itibariyle ligde 39 puanla lider olan Fc Seoul en yakın rakibine 7 puan fark atmıştır. Türkiye dışında bir yerlerde böylesine başarılı olan bir insanın gözü kör medya tarafından es geçilmesi manidar bir durum teşkil etmektedir. Belki de Şenol Güneş’in huzuru Güney Kore gibi uzak bir diyarda bulmasının en önemli sebebi bu çifte standart uygulamasıyla ahlaksızlaşan medya diyebiliriz.

Bu denli göz ardı edilmesine rağmen Güneş Uzakdoğu’da daha bir parlamaktadır. Onurlu yolculuğunun durağı şimdilik Güney Kore. İlerleyen zamanda kendisini dünyanın önemli liglerinde görmeyi diliyoruz.