7 Mart 2010 Pazar

Hami Mandıralı - Ersun Yanal



Milli takımın alt kademelerindeki teknik heyet değişiklikleri bir süredir tartışılıp duruyor. Kişisel düşüncem boş yere bir tartışma olduğu yönündedir. Bu sebeple bugüne kadar bu konuya hiç değinmedim. Dün yerel bir gazetede Hami Mandıralı'nın açıklamalarını okuyunca konuya değinmek gerektiğini düşündüm.

Milli takımda göreve başlayan Ersun Yanal ilk iş olarak teknik ekipleri değiştirmişti. Bunda benim açımdan bir problem yok. Gayet doğal bir tavır. Her insan çalışmak isteyeceği kadrolarla çalışır. Hami Mandıralı ise bu durumu dünkü gazetede çıkan haberdeki açıklamalara göre sindirememiş bir izlenim verdi bana.

Ersun Yanal'ın tercih hakkı ne kadar doğalsa bu tercih hakkını Hami Mandıralı'nın beğenmemesi o kadar doğaldır. Yalnız bu beğenmeme durumu saldırı haline dönüşüp Ersun Yanal'ı küçük düşürmeye, onu Trabzonspor taraftarının önüne atmaya dönüşürse bu tavır Hami Mandıralı ismini zedeler. Ersun Yanal'ın bir kupası dahi yokmuş ve niçin bu göreve getirilmiş diye çemkiren Hami Mandıralı'ya kaç kupasının olduğunu sormak gerekir. Haydi kupadan geçtik görevde olduğu süre içinde Türk futboluna hangi oyuncuları kazandırdı futbolculuğu büyük teknik direktörlüğü küçük Hami Mandıralı.

Yurt dışında o kadar yetenekli oyuncularımız yetişiyor ama biz ne yazık ki onları milli takımlarımızda değerlendiremiyoruz. Hami Mandıralı bu bilinçle görevini yapmış olsaydı şimdi A Milli Takım bünyesinde önemli yıldızlara sahip olabilirdik. İşin özü aynaya bakmadan karşı tarafı değerlendirmemek gerekir.

Şu bilgisayar mevzusuna değinmeden edemeyeceğim. Hami Mandıralı'ya göre bilgisayarla alt yapıyı geliştirip gençleri yetiştiremezmişiz. Hatta bilgisayarla gol attırmazlarmış adama. Bu mudur senin vizyonun diye bir soru sormak zorundayım. Ben bu filmi daha önceden izlemiştim. Ersun Yanal'ın ilk teknik direktörlük zamanlarında oynamıştı bu film. O zamanlar başka aktörler vardı rollerde. Hemen hemen aynı cümleleri kuruyordular ama ne hikmetse bu aktörler filmin sonundaki görüntüde koltuklarının altında birer bilgisayarla görüntüleniyorlardı. Bu denli önemli bir oyuncunun bu kadar vizyonsuz olması gerçekten düşündürücü bir durum. Korkarım Hami Mandıralı kontenjandan tv yorumcusu olmaktan öteye bir adım atamayacak. Umarım yanılırım.

Son sözümde Trabzonsor taraftarına olsun. Hami takımımız için önemli bir futbolcuydu. Bir haksızlığa uğramışsa takımımızla özdeşleşen bir futbolcuyu elbette savunacağız ama anlayıp dinlemeden iyi kötü takımımızın teknik direktörlüğünü yapmış olan bir futbol adamına küfretmek büyüklük iddiamıza yakışmamıştır. Sizlerin ettiği küfürler Hami Mandıralı'yı küçük düşürmekten başka bir anlam ifade etmemektedir. Çünkü konuda haksız olan taraf biziz.

6 Mart 2010 Cumartesi

Türk Futbolunun Kara Lekesi Diyarbakırspor




Konuyu neresinden başlasam yazmaya diye düşünüp duruyorum ama işin içinden çıkamıyorum. Her tarafında bir pislik var bu konunun. Maç öncesinde İstiklal Marşı okunurken çıkan ıslık seslerini mi anlatalım yoksa bir futbol müsabakası için sahada sadece profesyonelce işini yapan futbolcu ve hakemlerin hayvan görünümlü insanlar tarafından taşlanmasını mı? En iyisi biz bu rezaleti olayın kronolojisi ile açıklamaya çalışalım.

Bu olayda taraf olmadığımı öncelikle belirtmek isterim. Ne Diyarbakırspor'u ne de Bursaspor'u çok sevmediğimi söyleyebilirim. Bu sebeple olaya sadece bir futbolsever olarak bakıyorum. Bu iki kulüp sezonun ilk yarısında karşılaşmışlar ve olaylı bir maç oynamışlardı. Bu olayların çıkmasında Bursaspor camiasının büyük rolü olmuştur. Yani gerginliğin başlangıcında Diyarbakırspor camiası masum bir psikolojisi ile mağdur bir durumdaydı. Keşke o mağduriyetten bir zalim anlayış doğmasaydı.

Gelelim bugüne yavaş yavaş. Gergin geçeceği haftalar öncesinden belli bir maç için insanlar televizyonlarını açtıklarında işin bu boyuta varabileceğini tahmin bile edemezlerdi sanırım. Karşılaşmanın daha hemen başlarında daha sonra malum olayın olacağı yöne doğru Bursasporlu oyuncu hareket ederken başladı taş yağmuru. Bunu fark eden oyuncu topa yetişebileceği halde topun dışarıya çıkmasını izlemek zorunda kaldı. Çok geçmeden bir korner pozisyonunda taş yağmuru tekrar başladı ve bu sefer yardımcı hakemin başına isabet eden bir taş maçın tatil edilmesine sebebiyet verdi haklı olarak.

Şimdi burada Türkiye gerçekleri doğrultusunda değerlendirme yapmak gerek haksızlık olmasın diye. Türkiye'de ilk defa bir stadyumda sahaya yabancı madde atılmıyor ama ilk defa bir stadyumda taş yağmuru oluyor. Bu sebeple bunu diğer saha olaylarıyla aynı kefeye koyamayız. Bu noktada sorulması gereken soru onca taşın o tribüne nasıl girdiğidir. Gergin geçmesi beklenen bir karşılaşma öncesi neden güvenlik önlemleri yeterince alınmaz.

Maçın ardından Diyarbakırspor Kulübü Basın Sözcüsü Suat Önen yaptığı açıklamalarla adeta kanımızı dondurdu. Şiddeti tasvip etmediklerini ifade ettikten sonra buradaki insanları anlamak zorundalar demesi sahaya atılan taşların haklılığını onaylamaktan başka bir anlam ifade etmemektedir.

Yıllardır Diyarbakırsporlulara terörist yakıştırması yapılıp durulur tribünlerde. Sağduyulu futbolseverler bu duruma hep karşı çıkmışlardır. Yalnız bugün o tribünlerde yaşananlar terörizmin yeşil sahalara yansımasından başka bir anlam ifade etmez.

Bu olay Türk futbolu için kara bir lekedir ve bu sebeple Diyarbakırspor kulübü en ağır şekilde cezalandırılmalıdır. Hatta Diyarbakırspor böyle bir profil çizecekse profesyonel liglerde işi yoktur.

Trabzonspor'da Ses var Görüntü Yok




Eğer skora bakarak Trabzonspor-Gençlerbirliği karşılaşmasını yorumlayacak olsak Trabzonspor'u göklere çıkartmamız gerekir. Ne yalan söyleyeyim gönlüm tuttuğum takımı göklere çıkartmak istiyor ama aksayan unsurlar bu isteğimi kuru bir temenniden öteye geçirtmiyor.

Neyse maça geçelim.Ligde hedefsiz kalan Trabzonspor kendi sahasında yine kendisi gibi hedefsiz olan Gençlerbirliği'ni konuk etti. Şenol Güneş bu karşılaşmaya elindeki en ideal kadro ile çıktı diyebiliriz. Maçın hemen başında Trabzonspor oyuna ağırlığını koyarak etkili hücumlar yaptı ama bir türlü sonuç alamadı. Bu atakları güzel bir şekilde karşılayan Gençlerbirliği 25. dakikada organize bir atakla Trabzonspor karşısında güzel bir gol bularak öne geçti. Çok geçmeden Trabzonspor Burak Yılmaz'ın ayağından kazandığı gol ile beraberliği sağladı ve maçın ilk yarısı bu skorla sona erdi.

Karşılaşmanın ikinci yarısına Şenol Güneş Trabzonspor'un orta sahasında aksayan Colman'ı çıkartıp yerine Gabric'i alarak başladı. Bu sayede hem orta sahada kaybedilen hakimiyet kazanılacaktı hem de kanat varyasyonları uygulanabilinecekti. Yalnız bir türlü Trabzonspor orta sahada üstünlüğü ele geçiremedi. Şenol Güneş bu durumun tespitini çok iyi yaparak Ceyhun'u oyuna aldı ama o dakikaya kadar takımın tek golünü atan Burak Yılmaz'ı çıkartması bir hataydı. Bu değişiklik ile orta saha hakimiyetini elde edemediği gibi hücumda da etkisiz kaldı Trabzonspor. İlerleyen dakikalarda ise hücum varyasyonları geliştirebilecek bir değişik beklerken Şenol Güneş oyuncu değişikliği hakkını defansın solunda kullanarak bir hataya imzaya attı. Yalnız şans bu sefer kendisinden yanaydı ve dakikalar 89'u gösterirken Gabric Trabzonspor'u öne geçiren golü attı. Karşılaşmanın uzatma dakikalarında ise Umut güzel bir golle sonucu belirlerdi.

Alınan sonuç yanıltıcı olabilir ama Trabzonspor'un gol atma ve atak geliştirme hususunda ciddi sıkıntıları bu maçta da sürdü. Lige erken havlu atan Trabzonspor eğer bu problemine bir çözüm bulamazsa korkarım kupaya da elveda deme tehlikesiyle karşı karşıya. Umarım bir an önce takımın bu problemleri teknik ekip tarafından teşhis edilir ve ortadan kaldırılır.

3 Mart 2010 Çarşamba

Bonservissiz Transfer Pazarı 1



Bosman kanunu çıktı mertlik bozuldu. Milyon eurolar harcayarak transfer ettiğiniz oyuncular sözleşme sonunda ben gidiyorum bile demeden başka bir takıma transfer olabiliyorlar. Malum yavaş yavaş bir futbol sezonunun sonuna doğru yaklaşmaktayız. Bakalım kendi kulübüne gol atıp kimler yeni limanlara doğru yelken açacak.

Yazının sonunda Almanya,İtalya,İngiltere,İspanya ve Fransa liglerinde sezon sonu bonservisini eline alarak gidebilecek oyuncuların bir bölümünün listesini bulacaksınız. Bu liste tamamen transfermarkt verileriyle oluşturulmuştur. Özellikle Fransa piyasasını şimdiden tüm Türk kulüplerine öneririm. Hem bonservissiz hem kaliteli olan oyuncuları şimdiden takibe almak gerekir. Zira tüm Avrupa kulüpleri bu oyuncular için acımasızca rekabet edecekler.

Kevin Kuranyi-FC Schalke 04
Paolo Guerroro-Hamburger SV
Hamit Altıntop-FC Bayern München
Cacau-VfB Stuttgart
Mohamadou Idrissou-SC Freiburg
Pierre Womé-1.FC Köln
Tinga-Borussia Dortmund
Deco-FC Chelsea
Juan Ángel Albín-FC Getafe
David Fuster-FC Villarreal
Taddei-Roma
Per Krøldrup-Fiorentina
Giuseppe Sculli-Genoa
Aleksandar Lukovic-Udinese Calcio
Jorge Martínez-Catania
Stephen Appiah-Bologna
Marouane Chamakh-Girondins Bordeaux
Sidney Govou-Olympique Lyon
Mouhamadou Dabo-AS Saint-Etienne
Loïc Perrin-AS Saint-Etienne
Sofiane Feghouli-Grenoble Foot

2 Mart 2010 Salı

Bitmek Bilmeyen Stadyum Hikayesi



Nuri Albayrak döneminde başladı hikayemiz. Hepimizi bir heyecanla içine çekti bu okunası hikaye. Nereden bilecektik ki bu hikaye hacim olarak cilt cilt roman şekline bürünecek ve hikayenin bazı kahramanları daha hikayemiz bitmeden ortadan kaybolup gidecek. Neyse hikayemize geçelim...

Dönemin Trabzonspor başkanı Nuri Albayrak ve onun projeleri ile olay örgümüz başlıyor. Proje üzerine proje ile meşhur olan Nuri Albayrak en sonunda Akyazı Projesi ile ortaya çıkar. Arkasına siyasi desteği de alarak insanları bu gerçekleşmesi imkansız projeye inandırır. Gel zaman git zaman insanlar proje için bir adım bile atılmadığını görünce umutlarını keserler. Bu güzel bir rüya idi ve son buldu diyerek Nuri Albayrak'ı başkanlık koltuğundan ederler. Siyasiler ise bu rüyayı gördükleri uykudan asla uyanmak istemezler.

Neyse uzatmayalım hikayenin devamında Nuri Albayrak'ın ütopyası bir seçim malzemesi olarak kullanılır. Başarılıda olunur. Yalnız bu ütopya bir türlü gerçekleşmez.Yok bilmem ne kanunu eksik meclisten geçirelim falan 1-2 yıl daha oyalanır Trabzonsporlular. Hikayemizin en can alıcı noktası Türkiye'nin 2016 Avrupa Futbol Şampiyonası'na aday olması ve aday kentler arasında Trabzon'un olmamasıdır. Bunlardan sonra hikayemize akıl almaz şekilde bir hareketlilik gelir.

Gelen tepkilerin ardından Trabzonsporluların ağzına bir parmak bal çalmak gerekliydi. Bunların ilki Faruk Özak'ın aday kentler içinde olmayan Trabzon'un bu şampiyonada ev sahipliği yapabileceği şeklindeki garabetle yüklü açıklamasıdır. Bu denli büyük ve ciddi bir organizasyonu bu şekilde ciddiyetsizce yönetmek ülkemize özgü olsa gerek. İkinci parmak bal ise Akyazı Projesi'nin başlaması için Başbakan'ın talimat verdiği şeklinde haberdi. Seyrantepe için hemen icraata başlayan devlet kurumlarımızın Akyazı için beklemesinin sebebi acaba bu projeyi bir seçim daha koz olarak kullanmak mıdır?

Sahi şu Afyon'a stadyumu Trabzon'dan önce yapmaya kalkan zihniyeti saf olarak mı yoksa düşman olarak mı nitelendirmek gerekir?

Neyse biz yine hikayemizin mutlu sonla bitmesini özlemle beklemeye devam edelim. Olası bir mutlu son Trabzonspor'un kazancı olacaktır.

Kaldığım Yerden Devam

Uzunca bir süre blog yazılarıma ara vermiştim. Bir nevi mecburi ayrılık denilebilir bu uzunca süren ara için. Artık geri dönmenin vaktidir...

26 Kasım 2009 Perşembe

Türk Futbolunda Profesyonellik Algısı







Çağımız futbolunun en önemli gereksinimi profesyonelliktir dersek yanlış bir saptama yapmış olmayız. Peki bu profesyonelliğin ülkemizdeki algılanmasında bir problem var mıdır? Bu sorunun cevabı aslında futbolumuzun neden bu denli geri kaldığının delilidir. Çağdaş kulüpler sadece futbolcu bazında değil kulübün başkanından çaycısına kadar profesyonelliği tercih etmektedirler. Ülkemizde ise bu kavrama duygusal açıdan baktığımız için bir türlü profesyonelliğin ne olduğunu kavrayamıyoruz.

Trabzonspor’un şu andaki sıkıntılarından bir kısmı bu profesyonellik algılamasından kaynaklanmaktadır. Ülkemizde kulüpler şeffaf bir yapıya sahip olmadıkları için sözleşme yükümlülükleri çoğu zaman yerine getirilmez. Böyle bir haksızlıkla karşı karşıya kalan oyuncular kendi haklarını istedikleri zaman ise adeta aforoz edilir. Zaman zaman futbol dünyamızda bu haberler çıkar durur. Yöneticilerin klişeleşmiş sözlerinden artık midemiz bulanır hale geldi. “Kulübümüzde kimsenin parası kalmaz“

Parasını alamayan oyuncu kötü bir performans gösterince ise tüm pislikler o oyuncunun sırtına vurulur. Böylelikle 1 taşla iki kuş vurulmuş olur. Şark kurnazı yöneticiler kendi beceriksizliklerini sümen altı ederler bu sayede. Ayrıca oyuncuyu parasını isteyemez hale getirirler. Oysa kendilerinin kulüpte olan 1 kuruşluk alacaklarından dolayı kongre dahi erteleme yoluna giden yöneticiler gördü bu ülke.

Gelelim bu işin taraftar ayağına. Futbolcular formaya olan aşklarından dolayı ter dökmüyorlar. Bir ücret karşılığı görevlerini yerine getiriyorlar. Bu oyuncuları hainlikle suçlayan bilinçsizler aynı durumda olsalar belki de daha beterini yapacaklardır ama diyorum ya profesyonellik algısı farklı bu ülkede. Asıl ihanet senin forman için ter döken oyuncuların parasının zamanında ödenmemesine seyirci kalmaktır. Lakin o durumda kralın çıplak olduğu görüleceği için yöneticiler zorda kalırlar.

Oyuncularda yabancı yerli ayrımı adeta ırkçı bir zihniyetle yapılıyor ödeme konusunda. Yabancı oyuncu profesyonelliği bildiği için kendisinin istismar ettirmiyor hemen gidip FİFA’ya başvurup parasını çatır çatır alıyor. Hatta Galatasaray sırf bu gecikmiş ödemelerden dolayı Ribery gibi bir yıldızı elinden kaçırdı. Garibim yerli oyuncular adeta üvey evlat muamelesi görüyorlar. Paralarını isteyip kulüplerini şikayet etseler yarın nerede oynayacaklar. Bu riske girip parasını isteyenlerin futbol kariyerlerine erkenden nokta koyduklarını zaman zaman gazete sayfalarından okuyoruz.

Türk futbolu eğer ilerlemek istiyorsa TFF’nin bu ödemeler konusuna acilen el atmasında fayda var. Ödemeyi geciktiren kulüplere caydırıcı cezalar getirilmelidir. Oyuncunun aklı alacağı parada iken saha içerisindeki oyuna ne kadar motive olabilir? Böyle bir şeffaflık olduğu vakit kulüpler; rant peşinde koşan , futboldan anlamayan, futbolu sevmeyen, karaktersizlikte sınır tanımayan yöneticilerden kurtulacaklardır.